Göçmen emeği-Erkan Aydoğanoğlu

On yıl önce Suriye’de başlayan iç savaşla birlikte Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan kayıtlı ve kayıtsız göçmen nüfusunun 5 milyonu aştığı tahmin ediliyor. Benzer bir durum Afganistan’dan kaçanlar açısından yaşanırken, önümüzdeki birkaç ay içinde yeni bir göç dalgası yaşanması bekleniyor. Türkiye’ye Suriye, Irak, Libya, Mısır gibi ülkelerin yanı sıra Afganistan, Pakistan gibi ülkelerden de yoğun göçler oluyor.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığının temmuz 2021 verilerine göre Türkiye’de 3.7 milyon Suriyeli göçmen halen geçici koruma statüsünde yaşamını sürdürüyor ve bunların bir milyondan fazlasının emek piyasasına girdiği tahmin ediliyor. Yine resmi verilere göre Suriyelilerin en yoğun olduğu beş il sırasıyla İstanbul, G. Antep, Hatay, Ş. Urfa ve Adana. Göçmenlerin önemli bölümü göç ettikleri yerlerde inşaat, tekstil, giyim, deri ve ayakkabı imalatı yapan işyerlerinde çalışıyorlar.

Son yıllarda Türkiye’ye yönelik yoğun göçün kaçınılmaz bir sonucu olarak göçmen işçi sayısında ciddi bir artış meydana geldi. Savaştan kaçarak aileleri ile birlikte Türkiye’ye sığınan insanlar zaman içinde yaşamlarını sürdürebilmek için iş arayışına girdiler ve çok düşük ücretlerle kayıt dışı olarak çalışmaya başladılar.

On yıldır Türkiye’de yaşamalarına rağmen kayıt altında oldukları statü gereği “geçici” ilan edilen mülteciler kayıt dışı sektörün koşullarına uygun iş gücü olarak uzun süredir emek piyasasının içindeler. Onların emek piyasasına girmesi diğer taraftan yerli işçilerin pazarlık gücünü azaltarak genel ücret seviyesinin düşmesine neden olduğundan, yerli işçilerin yaşadıkları sorunların kaynağı olarak sadece göçmen işçileri görmesi ve onları suçlaması kaçınılmaz oluyor.

Göçmen işçilerin tamamına yakını kayıt dışı sektörlerde, ağır ve tehlikeli işlerde düşük ücretlerle ve güvencesiz çalışıyorlar. Kayıt dışı sektörlerde iş değiştirme sıklığının çok olması, sigortanın olmaması, aylık ücret yerine haftalık ve günlük ücret ödenmesi, fason üretime dayalı küçük atölyelerde para başı üretim vb nedenlerle göçmen emeği daha yoğun kullanılıyor.

Göçmenlerin kayıt dışı sektörlerde düşük ücretle çalışmaları onların Türkiyeli işçilerin yerini aldığı düşüncesinin oluşmasına neden olduğundan yerli ve göçmen işçilerin sık sık karşı karşıya getirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Göçmen emeğinin göç edilen ülke ekonomisi için yedek iş gücü kaynağı olarak görülmesi iktidar temsilcilerinin “Suriyeliler giderse ülke ekonomisi çöker”, “Sanayiyi onlar ayakta tutuyor” gibi tuhaf açıklamalar yapmalarına neden oluyor.

İktidarın ve patronların mülteciler konusunda benzer mesajlar vermesinin temelinde tamamen “duygusal”, yani ekonomik nedenler yatıyor. İktidar göçmen kozunu kullanarak Avrupa’dan para koparmaya çalışıyor. Patronlar ise maliyet baskısının belirgin şekilde arttığı ekonomik kriz koşullarında öncelikle daha ucuz olduğu, güvencesiz ve kuralsız şekilde çalıştırılabileceği için göçmen emeğini tercih ediyor. Günde 15-16 saati bulan uzun çalışma süreleri, sağlıksız koşullarda, asgari ücretin çok altında ücretlerle sigortasız çalıştırılan göçmen işçiler sayesinde kâr ve kazançlarını daha fazla arttırabiliyorlar.

Kapitalizmin ilk yıllarında olduğu gibi, yerli ve göçmen işçiler arasındaki rekabet arttıkça yoksulluk ve sefalet de artmaya devam ediyor. İşsizliğin artmasıyla birlikte yerli ve göçmen işçilerin birbirine düşürülmesi iktidar ve patronlar cephesinde emek sömürüsünü arttırmanın fırsatı olarak görülüyor. Özellikle işsizliğin yoğun olarak yaşandığı alanlarda işçiler arasındaki rekabetin yarattığı olumsuz sonuçlar, yerli ve göçmen işçilerin ortak sınıf çıkarları etrafında birleşmekten ve birlikte mücadele etmekten başka kurtuluş yolunun olmadığını gösteriyor.

KAYNAKEvrensel

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here